Siber güvenlik alanında yüzde 100 güvenlik sağlama hedefiyle ilerleyen Çin, 2014 yılında temelleri atılan kuantum ağını planlandığı gibi tamamlama aşamasına getirdi.

Pekin ile Şanghay arasında uzanacak 2000 kilometre uzunluğundaki kuantum ağı, Çin Endüstri ve Ticaret Bankası (ICBC) ile Çin Merkez Askeri Komisyonu gibi kurumların işlemlerini gizlemek için kullanılacak.

Kriptografi alanında en üst seviye olarak kabul edilen kuantum şifreleme, Çin’in hem yer hem de yer ile yörünge arasındaki iletişimini kusursuz kılmak için en çok yatırım yaptığı teknolojilerden biri. Çin, geçtiğimiz ay içinde dünyanın ilk kuantum uydusunu uzaya ateşleyerek bu alandaki hırsını fazlasıyla ortaya koymuştu. Çin’in kuantum şifreleme alanındaki en büyük motivasyonu ise şüphesiz ABD ile yaşanan siber savaşlardan kaynaklanıyor.

Çin, Mayıs 2013’te ortaya çıkarılan ve 25 yıllık askeri bilgileri çalmakla suçlandığı siber saldırı dahil ABD ile tam ölçekli bir siber savaşa girmişti. Devlet başkanlığı seviyesinde yapılan görüşmelerin ardından durulduğu düşünülen saldırıların ardından Edward Snowden tarafından sunulan belgeler, Çin’e müdaafaya geçmesi için en büyük fırsatı tanıdı.

Çin, kuantum ağın tamamlanmasının ardından ABD Ulusal Güvenlik Dairesi (NSA) ve diğer istihbarat birimleri tarafından asla ihlal edilemeyecek bir sisteme kavuşmak istiyor.

Ağ üzerinden anahtarı göndermek yeterli olacak

Kuantum şifreleme, modern güvenlik sistemlerinden tamamen ayrılıyor. Birçok katmandan oluşan veya güçlendirilmiş tek bir bariyerle korunan bilgisayar sistemlerine kıyasla, kuantum ağların kendine özgü bir özelliği var: Farkındalık.

Kuantum ağlar, siber saldırılardan tamamen arınmış bir yapıya sahip değil. Ancak farkındalık özelliği sayesinde herhangi bir dış müdahale durumunda alarm moduna geçiyor ve mesaj gönderen tarafı uyarıyor. Bu şekilde, siber saldırgan her anahtarı ihlal ederek kuantum ağı kapatma fırsatı yakalasa da, mesaj gönderen taraf riski fark edeceği için saldırıya uğrayan kanal üzerinden mesaj göndermeyi kesiyor.

Burada ortaya çıkan avantaj ise oldukça önemli. Çinliler kuantum ağ üzerinden iletişimlerini gerçekleştirmek zorunda kalmadan sadece bu iletişimleri deşifre edecek anahtarları göndermekle yetinebilecek. Buradan yola çıkarak, kuantum ağlarının sadece anahtar transferi için kullanılacağını söyleyebiliriz. Şifreli mesajlar yine internet üzerinden hedefine ulaşmaya devam edecek. Veri paketleri ve anahtarın farklı ‘ulaşım yöntemleriyle’ transferinin ardından, alıcı mesajını delifre edecek.

Geleneksel yöntem kusursuz hale geliyor

Nanjing gibi kentleri dolaşarak Pekin ile Şanghay’ı birbirine bağlayacak fiber optik kuantum ağı, okyanusları aşan ağların ardından karadaki en uzun hatlardan biri olacak.

Normalde 100 kilometreden uzun mesafelerde fotonlar (ışın enerjisi) gücünü kaybetmeye ve bağlantıları kopmaya başlıyor. Haliyle, güvenli bir şekilde bilgi taşıma kapasiteleri ciddi olarak azalıyor. ‘Kuantum tekrarlayıcılar’ sayesinde, anahtarlar ilerleyen mesafelere itiliyor ve gerçek dünyadaki mesafeleri aşabiliyor.

Anahtar güvende olduğu sürece, kuantum ağların modern günümüzdeki en uzun mesafeli güvenlik hattını oluşturduğunu söyleyebiliriz. Çevrimiçi şifrelemenin yükseldiği yıllarda, kriptografi uzmanları açık anahtarlı şifreleme kapsamında anahtarı göndermemenin yollarını geliştirmeye çalışıyordu. Kuantum şifreleme ise geleneksel, direkt bir yöntemi neredeyse maksimum güvenliğe eriştiriyor.

Çin’in kuantum uydularıyla 2030’lu yıllarda yörüngede bir ağ kurması halinde, zamanla Dünya üzerindeki herkes kuantum şifrelemeye sahip olabilir.

Çin’in ilerideki hedefi ne?

Çin, ülkenin en yoğun ticari ve politik bölgesinden geçecek kuantum ağının 95 milyon dolara mal olmasını bekliyor. Her 10 bin kullanıcı için gerekecek ek maliyet ise 16 milyon dolar olacak.

Ağ faaliyete geçtiğinde, finansal işlemler ile politik görüşmeleri koruyacağını tahmin etmek güç değil. Ancak Çin’in bu alandaki planları sadece kuantum ağlarla sınırlı değil.

Yerel üretim işlemcilerle dünyanın en güçlü süperbilgisayarını üreten Çin, bu alanda IBM başta olmak üzere birçok ABD’li firmayı tedirgin ederken, en son olarak ‘kuantum radar’ üzerinde çalışmalar yaptığını duyurdu. Radar, karmaşık düzendeki fotonları kullanarak hedeflerin şeklini, hızını ve hatta materyalini tespit edebiliyor.

Çin’in üzerinde çalıştığı teknolojilerin ne kadar gerçek olacağı özellikle ABD tarafından şüpheyle yaklaşılan bir konu. Ancak Batı’nın endişe duyması gereken husus, Çin’in onlarca yıl yurt dışına gönderdiği üniversite öğrencileriyle anakarasına taşıdığı teknik bilgiyi çok daha ileri seviyelere çıkarmayı başardığı.

ABD’nin de California eyaletinde daha ufak bir kuantum ağı Los Angeles ile San Francisco arasına kurmayı planladığı biliniyor. Tamamen yerel işlemcilerle üretilen Sunway TaihuLight adlı süperbilgisayar, en az kuantum ağ kadar ABD’nin en çok kafasına takılan gelişme olarak beliriyor.

Daha fazla içerik yok