Rumi takvime göre bugün 28 Şubat. Bizler için zulmün yıl dönümü, küllerimizden doğuşumuzun başlangıcı. Annemin, ablamın, ablalarımın bizim gibi olanların giyinişinden, görünüşünden, gittiği dernek ve kuruluşlardan, okuduğu gazetelerden-dergilerden ötürü dışlanışının, zulme uğrayışının ve bu zulmün bizzat devlet içindeki derin güçler tarafından organize edilişinin 18. yılı.

Aklımın yettiği kadar o günleri ve sonrası özetlemek istiyorum aslında:

Komşumuzun kızı, kıymet verdiğimiz bir ablamız vardı. Üniversite sınavında yüksek bir puan almasına rağmen İmam Hatipli olduğu için istediği yere girememişti. Gittiği üniversitedeyse kapalı olduğu için derslere alınmamış ve başı açılmaya zorlanmıştı.

Annemle bir üniversitenin önüne gitmiştik, inançları ve giyimlerinden ötürü dışlanan insanlar kendilerini okula zincirlemişti ve en acısı polis jopları o gün yine birilerinin emriyle havadaydı…

Abimin bazı arkadaşları evlerinde Kur’an-ı Kerim olduğu için askerlikten açığa alınmıştı…

Polisler evlerimizi arıyordu, bize hiç utanmadan zulmediyorlardı…

Televizyonlarda biz her insanın özgürlüğünü istiyoruz ancak sen bu şekilde üniversiteye giremezsin diyenler vardı. Küçük aklımla acaba biz insan değil miyiz diye düşünmeye başlamıştım.

Birileri devleti yıkacağımızı söylüyordu. Aksine biz bu devlet için oy kullanıyor, vergi veriyor, vatandaşlığın gerektirdiği herşeyi yerine getiriyorduk.

Televizyonlardan gördüğüm kadarıyla da; mitinglerinde O kürsüde konuşurken ağzım açık dinlediğim, söylediklerinin büyük çoğunluğunu anlamadığım halde; ses tonundan, gözlerinde ki o merhamet ve sevgiden dolayı küçücük ellerim şişene kadar alkışladığım O Büyük Adam’da sıkıntılar içindeydi…

Babam Üstad Necip Fazıl’ın bir kitabına dalmışken içimden babamda tutuklanmasın diye dua ettiğimi hatırlıyorum. Çünkü bir belediye başkanı şiir okuduğu için tutuklanmıştı.

Çevremizdeki insanların bize bakışının değiştiğini hissediyordum. Eskiden haftada bir gelen insanlar gelmemeye başlamıştı. Herhalde onlarda bizim gibi devleti yıkmakla yargılanmaktan korkuyordu.

Arkadaşlarım bazılarını çağırdığım zaman anneleri izin vermiyordu… Oyuncaklarda, oyunlarda artık yalnız başına eskisi kadar tat vermiyordu.

Büyüdüğümü hissediyorum yavaş yavaş. Çünkü bu yaşadıklarım bir çocuğa göre oldukça büyüktü. Bu yaşanılanlar o dönemde ki her çocuğa göre büyüktü.

Birileri Şeyhlik adı altında ahlaksızlıklar yapıyordu. Birileride onları basıyor kameralara çekiyor ve biz televizyonlarda izliyorduk. O gün babama Şeyhler kötü müdür? dedim… Değildir dedi ve bana bir çok Şeyh’in hayatını anlattı ardından da o unutulmaz cümleyi kurdu. Bunlar Şeyh değil şeytandır…

Misafirliğe gelen bir komşu teyzenin bunlar terörist demesiyle annemi o güne kadar ilk kez böyle hiddetli gördüm. Biz terörist değiliz dedi…

Şimdi bunları düşündüm ve yine gözlerim doldu. Yalan söylemeyeceğim hatta bir kaç damla aktı ve yerini buldu. Bize bunları yaşatanlara elbette biz bugün zulüm etmiyoruz. O gün gelmeyen komşularımıza biz bugün asla kapımızı kapatmıyoruz. O gün bizleri üniversiteye almayanları biz dışarı atmıyoruz. O gün bizi yaşımıza bakmadan idam etmek isteyenleri biz bugün öldürmek istemiyoruz.  Çünkü biz terörist değiliz !

Daha fazla içerik yok